|
EN YENİLER
akrep ile ahtapot
baba oğul su gibi gül ve bülbül Tasın Hikayesi Baba ve ogul Kırık Testi Fırında Ölümü Bekleyiş Nurten Hanımın Gözyaşları Bir Hükümdarın Zülmü EN İYİLER
Aşk Hatırası
Gercek Dost Bir Arkadaslık Hikayesi İslamiyetin Doğuşu ve Yayılışı Cesur Asker Tuzlu Kahve Ölümsüz Sevgi gül ve bülbül baba oğul İcim Acıyor |
Çanakkale cephesinde savaş inanılmaz olaylarla devam ediyordu. İngilizler ve fransızların başını çektiği itilaf devletleri, sömürgelerinden getirdiği avustralya, senagal, hint askerleriyle beraber türk askerlerine saldırıyor, siperlere bombalar yağdırıyordu. Özellikle denizden savaş gemilerinin top atışı desteği, bütün cesaretine rağmen türk askerlerini çok zor durumda bırakıyordu. türk komutanlar, sonunda öleceklerini, herhangi bir yardım gelmesinin mümkün olmadığını düşünüyordu. bu düşüncelere rağmen bir adım geri atmak, bir adım geri çekilmek akıllarının ucundan bile geçmiyordu. kan ve barut kokuları arasında savaş meydanına akşamın karanlığı çökerken, yüzbaşı tayyar, siperlerine çekilmiş, kimi fırsattan istifade uyumaya çalışan, kimi dertli dertli sıla türküsü söyleyen askerlerine baktı. vedalaşmak üzere olduğu dostlarına son bakışları gibi bir hüzün gözlerindeydi. bu gam ve hüzün dolu atmosferde yüzbaşı tayyar, yanındaki üsteğmen hakkı\yla durumu tartışıyordu; -cephanemiz ne kadar dayanır? -eğer düşman yaklaşmaz, sadece top atışına devam ederse, yarın da yeter komutanım. -düşman, sinmiş siperine, denizden ateş açan gemilerinin bizi yok etmesini bekliyor. göğüs göğüse, mücadeleye fazla yaklaşmıyor. -evet komutanım, süngü savaşı şimdi işimize gelir ama süngü savaşında da İngilizler, fransızlar ön cephede sömürgelerini kullanıyorlar. -avustralyalılara mı? -hayır komutanım, sadece avustralyalıları değil. -zenci fransızları mı? -komutanım, zenci fransızlar sandıklarımızın bir kısmı senegal\liler miş. komutan şaşkınlıkla bakarken üsteğmen hakkı devam etti; -bunları esir aldığımız bir hintli\den öğrendik. -hintliden mi? Şu “kötü muamele yapmadığımız halde, öğleden sonra bir ağlama tutturdu, susturamadık, ağlayıp duruyor” dediğiniz hintli esir mi? -evet komutanım komutan güldü; -sakın bizde hintçe bilen biri olduğunu söyleme -hayır komutanım. hintli müslümanmış, Çerkeşli hafız, hintli’nin ağlarken arapça bir şeyler söylediğini duymuş, o konuşmuş. -maşallah şu bizim hafız tekbir getirmeye ara verip tercümanlığa mı başladı? Çağır bakalım neler öğrenmiş. **** **** **** erlerden Çerkeşli hafız’ı bulup komutanın karşısına getirdiler; -emredin komutanım -anlat bakalım hafız, neler öğrendin hintli esirden. -komutanım, kendisi müslümanmış. bizi öğle namaz kılarken görünce ağlamaya başlamış. -İyi ya, müslümanlara esir düştü korkmaması gerektiğini söyleyip sustursaydın. -esir düştüğü için ağlamıyor ki komutanım. İngilizler, “İstanbul’daki müslümanlara almanlar saldırıyor. almanlara karşı savaşacağız” diye kandırmışlar. “müslümanlara karşı savaştım, belki de öldürmüşümdür” diye ağlıyor. -hakkı, söyle askerlere de getirsinler bakalım hintli esiri. sen kal hafız, söyle bakalım, düşmanlarımız ön saflarda hep müslümanları mı sürüyor, doru mu bu? -evet komutanım, hintli de söyledi, dün sabah da süngü çatışmamızda, önde ya zenciler vardı, ya da hintliler. komutan, üstteğmen hakkı’ya döndü; -cephanemizin azaldığını biliyorlar ki, dün sabahtan beri uzaktan taciz ateşiyle bize cephane harcatmaya çalışıyorlar. -komutanım, eğer cephanemizin bitmek üzere olduğunu anlarlarsa yine piyade hücumuna kalkacaklardır. bu gün askerlere mermilerde tasarruf yapmalarını söylediğimizden, top atışı ve makineli tüfeğimizi gün boyu kullanmadığımızdan cephanemiz tamamen bitti sanabilirler, yarın saldırma ihtimalleri çok yüksek. -hımm, bu saldırı da askerlerimiz ne kadar dayanabilir? -kurşunları paylaştırdık, keskin nişancılara fazla kurşun versek de çoğuna ya iki kurşun düştü ya da hiç. -hiç mi !.... kurşunu olmayan askerimiz mi var? -var komutanım hintli esiri getirmişlerdi, komutan Çerkeşli hafıza seslendi; -Öncelikle, sadece gözetim altında olduğunu, korkmaması gerektiğini söyle. bizim esirlere kötü davranmadığımızı söyle. hafız, komutanın söylediklerini çevirirken, hintli atılıp yüzbaşının ellerine sarıldı; -ne istiyor bu, inanmadı mı söylediklerimize. hafız; -müslümanlara karşı savaştığı için çok üzülüyormuş komutanım. beni vurun, diyor. -sustur şunu, ağlamasın artık. olan oldu, yardım etmek istiyorsa sorularımıza cevap versin. düşmanın asker durumunu, silahlarının, cephanesinin durumunu ne kadar biliyor, bize onu söylesin. **** **** **** yüzbaşı, esiri sorgulama sonunda uygun bir çözüm bulamamıştı. normal şartlarda erleri daha fazla telef etmemek için geri çekilmeliydi ama bu askerlerin görevi gemilerden kıyıya çıkacak düşmanı engellemekti. geri çekilirlerse, karaya çıkacak düşman karada hızla ilerleyebilecekti, durdurmak çok daha zor olacaktı. biliyordu ki, son asker de şehit olana kadar bir adım geri atmamalı, son askerin son mermisine kadar düşmanı oyalamalıydılar. **** **** **** yüzbaşı’yı uyku tutmamış, muhtemelen son geceleri olan bu gecede sabaha kadar bir çadırda dolanmış, bir siperlerdeki askerlerinin yanına gitmişti. nöbetçi olmayan askerlerin çoğu uyuyordu. siperde büzülmüş yatan daha gencecik tokat’lı ali’nin üstüne paltosunu bıraktı. arkadaşlarına “uyandırmayın” diye işaret edip çadırına döndü. askerlerinin yüzü gözünden gitmiyor, sanki çoktan ölmüşler gibi içi yanıyordu. **** **** **** kendisi gibi üzgün bir edayla bir o yana bir bu yana dolanan üsteğmen hakkı’ya baktı; -düşman cephesine baktın mı? -baktım komutanım. -hareketliliği görmüşündür. -evet komutanım, çok sayıda fenerle koşuşturuyorlar. -piyade saldırısına hazırlanıyorlar. allah’tan ümit kesilmez ama …. -bizim ümidimiz inşallah ya şehit ya gazi olmaktı komutanım. allah şu ana kadar gazi olmayı nasip etmedi ama şehitlik yakın, hakkınızı helal ediniz komutanım. -helal olsun hakkı, helal olsun. hazırlan, askerimize moral vermek için önde savaşalım. dışarı çıktılar, yüzbaşı; -tan ağarınca saldıracaklardır, askerleri uyandırın, gafil avlanmasınlar. o esnada hafız’ın sesi duyuldu, eğitim aldığı belli olan sesiyle saba makamında, kulakları geçip kalplere vuran bir ezan okuyordu. yüzbaşı, ezan okuyan hafızın yanına vardı, huşu ile ezanın bitmesini bekledi. ezan bitince namaza gitmeden komutanının karşısına geçti; -emredin komutanım. -oldu mu hafız bu ezan? hafız telaşlandı; -yanlış mı okudum komutanım. -hayır yanlış okumadın ama bütün müslümanlar duydu mu? hafız sağına soluna baktı, siperdekiler de dahil tüm arkadaşlarının duyduğuna emindi. komutan onun arkadaşlarına bakışına güldü; -onları demiyorum be hafız, hintli’yi duymadın mı? karşıda da müslümanlar varmış. hafız ne yapacağını bilmez şaşkın beklerken, komutan içinde artan bir ümitle sesini yükseltti; -koş hafız, ne kadar sesi güzel askerimiz varsa topla, koş. hintli’yi de unutma, abdest alıp gelsinler. hafız koşarak arkadaşlarını toplar, hintli esir de gelmişti. komutanın emriyle sıra sıra dizilirler ve gür sesleriyle sabah ezanını okumaya başlarlar. **** **** **** ezan devam ederken yüzbaşı ve üsteğmen dürbünle düşman cephesini incelemek için siperlerin olduğu kısma giderler. yüzbaşı düşmana baktığında sevinçle üstteğmene sarılır; “senegallilerle hintliler toplanmış bağrışıyorlar, herhalde müslümanlara karşı savaştırıldıklarını anladılar.” onların bu sevinci devam ederken, gemilerden top atışı başlar. atışlardan biri sonunda ezan okuyan askerlerin ortasına düşer. ezan sesi kesildiğinde yüzbaşı ve üsteğmen askerlerinin yanına koştular. **** **** **** komutanından gelen sesin ezan olduğunu, müslümanların ortak çağrısı olduğunu öğrenen İngiliz topçu 5-6 atış sonunda ezan okuyanları vurmayı başarmanın sevinciyle naralar atıyordu; “- ezan sustu, türk cephesinde ezan sustu.” kıyıda isyan eden müslüman askerlerine bakan komutan öfkeyle söylendi; “ezanı susturmakta geç kaldık. müslüman askerler çok fazla, ortalık daha fazla karışmadan hemen gitmeliyiz. Çabuk, kıyıdaki askerlerin hepsini toparlayın gemilere çekiliyoruz.” **** **** **** İtilaf kuvvetleri güçleri, sömürge askerlerini de alarak alel acele gemilere bindiler, onlar uzaklaşırken yeniden ezan sesi gelmeye başlamıştı. **** **** **** yüzbaşı tayyar, yerdeki şehit arkadaşlarının üzüntüsüne rağmen, toz duman arasından doğrulup ezana devam eden askerlerine baktı. hafız\ın sesini duyamayınca bakındı, hintli esirle yanyana şehit olduğunu fark etti. yüzbaşı, ‘bu sabah şehit olurum’ diye abdest almıştı, yürüdü, hafız’la hintli’nin naaşları arasına dikildi. gözyaşlarını tutamamasına rağmen yüz ifadesindeki metanetle dimdik durdu, askerlerine katılıp ezan okumaya başladı
Ekleyen : SavaS
Ekleme Tarihi: 10:05:09 yıl 2015 3. dünya savaşı biteli henüz iki saat oluyor. bu bitiş saati bütün çatışmaların bittiği anlamına gelmiyor elbet. hala çatışmaların devam ettiği yerler var. pek çok yer teslim olmaya meyilli değil. tabi kolay değil onca yıl korudukları vatanlarını bir antlaşma metniyle hemencecik vermeleri. yani bu bitiş süresi resmi gözüken bir süre ama savaş hala bitmedi bizim açımızdan. bu güzelim ülkeyi teslim etmeye hiç bir şekilde niyetimiz yok. sonuna kadar savaşacağız. sonuçta bu tür antlaşmalar tarihte de yapıldı ama bu antlaşmalara da her savaş sonunda uyulmadı ki. Çok yorgunuz. kendi bölgemizi terketmemek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. açlık ve bulaşıcı hastalıklar neredeyse yaşamımızın bir parçası oldu. onlarla yaşamayı öğrendik. tek sorunumuz cephane aslında. cephane bulmamız gerek. bu kadar az cephane ile burayı müdafaa etmemiz çok zor. ne yapacağız bilemiyorum. bir iki çatışmaya dayanabiliriz ama daha fazlasını kaldıramayız. aslında savaşı kazanan ülke olduk fakat yandaşı olduğumuz ülkelerin kaybetmesi bizim de yenilmemize neden oldu. onlar yenik diye bize de yenik etiketi yapıştırıldı. bu bana tarihte 1. dünya savaşını hatırlattı. savaşın galibi olmamıza rağmen yenik sayılmıştık o savaşta. bütün düşman ülkeler vatanımıza akın akın saldırmış ellerindeki antlaşmalar gereği vatanımızı parça parça lamaya çalışmışlardı. alah\ an mustafa kemal vardı o zamanlar. peki şimdi ne yapacağız. kimimiz var. acaba hangi kumandanımız bir kahraman olarak tüm saldırılara karşı direnecek. antlaşmalar imzalandıktan sonra 1 saat bile geçmeden tüm ülkeyi paylaşmak için işgalci ülkeler saldırdı. sanki önceden hazırlık yapılmış gibi aynı anda saldırdılar. o saldırılardan itibaren geçen 1 saatlik süreçte kayıbımız çok oldu. özellikle benim bulunduğum birlikte. binbaşı vedat ve yüzbaşılar orhan ve sermet\in şehit edilmesinden sonra birliği yönetmen sadece bana kaldı. sadece bir yüzbaşıydım. belki orhan yüzbaşı ya da sermet yüzbaşı kadar iyi değildim ama bubir saatteki iki saldırı da burayı koruyabilmiştim. küçücük bir ekip kaldık sadece. 60 kişi ya varız ya da yokuz. belki de bunlar benim son anlarım. belki de son kez nefes alıyorum. çevre köylerden cephane aramaları için gönderdiğim 10 askerden hala bir ses çıkmadı. Ümidim hala devam ediyor fakat her an azalarak. İşte bir gürültü koptu gene. bir bomba düştü. kahhretsin!!! herkesi görev yererine yollamaya başlıyorum. düşman kaç kişi onu bile bilmiyorum. yapmam gereken eğer burası kaybedilecekse bile en kahraman şekilde kaybedilmeli. hepimiz kazanmak için çarpışacağız. -asker erhan gel buraya! -emret komutanım! -düşma kaç kişi asker? -200 kadar komutanım. ayrıca iki adet te tank gördüm. 3 kadar da helikopter. -onlarla başedebilir miyiz? -başımızda siz varsanız hiç şansları yok komutanım. Şimdi ne yapabiliridm. bir avuç askerle ne bu kadar kuvvete karşı ne yapabilirdim. ne tanksavarımız var ne de roketatarımız. sadece mermilerimiz var ki onlarda kısıtlı. düşmanın ilk saldırısında 5 erimiz birden şehit oldu. bu ilk saldırı askerlerin hiç bir şekilde moralini bozmamıştı. benim de bozulmamalıydı. asker sayımızın az olduğunu tahmin etmiş olmalıydı düşman. 50 kadar askerini önden yollamıştı. bu askerler kayalık olan araziyi en iyi şekilde kullanarak yaklaşıyorlardı. İşte bu kayalıklar onların işine geldiği gibi bizim de işimize gelebilirdi. birincisi o araziyi onlardan bin kat iyi tanıyorduk. zamanında az atış talimi yapmamıştık. santimine kadar biliyorduk orayı. tanklar da buraya yaklaşamayacaklardı. ayrıca düşman askeri de içimize girince ateş etme imkanları kalmayacaktı. İki tankın ateşine iyi dayanabilirsek onların da mermileri bitecekti. ani bir kararla gelen askerlere ateş edilmesini istedim. orayı çok iyi bilen askerlerimin ateşi sonuuc ilk ateşte 10 kadarını yere sermiştik. geri çekilmeye başladılar. onlar geri çekilirken 6 7 kadarını daha yere indirdik. bu acemice saldırıları onlara pahalıya mal olmuştu. hiç beklemedikleri bir anda çok yoğun bir ateşe tutmuştuk onları. lakin mermilerin çoğu da kayalara falan çarparak heba oldu. zaten az miktarda olan cephanemiz azalmıştı. sonuçta da ilk birlik geri çekilmişti. bu sırada tank atışları başladı tekrar. düşmanın da cephnesi az olmalıydı. top atışları fazla uzun süreli sürmüyordu çünkü. İşte o sırada helikopterlerin sesi duyuldu. Şimdi mahvolmuştuk. Çünkü bu helikopterlere mermi işlemesi imkansızdı. roketatarımız falan da yoktu. perişan olmuştuk. o sırada ard arda patlamalar duydum. kayalıkların üzerine düşen helikopteri uzun süre unutamayacağımı anladım. İkincisi de geri dönerken patladı ve düştü. Üçüncü helikopter ise kuyruğundan vurulmuştu kaçmaya çalıştı. İlerledi ilerledi ve artık dayanma noktasının son haddinde yere çakıldı. Çakıldığı yerde her ne kadar ondan kaçmaya çalışsa da düşman tankı duruyordu. etrafa baktığımda cephaneye yolladığım erleri gördüm. 5 kadar roketatar bulmuşlar sadece. başka hiç bir şey bulamamışlar. bunları sonra öğrenmiştim. bu roketatarları da bizim konvoylarımıza tuzak kurmaya çalışan düşman askerlerinden bir çatışmayla almışlar. bu sırada onbaşı servet\i de kaybetmişler. düşmandan bu roketatarlar ile birlikte biraz da cephane bulmuşlar. nedense bir savaş ortamında bu askerlerde bu kadar az cephane olması şaşırtıcı idi. Özellikle roketatar mermisinin 6 adet olması çok şaşırtıcıydı. bu mermilerde helikopterleri vurmak için kullanılınca geriye hiç bir şey kalmadı fakat düşmana ağır bir hasar verilmişti. bu askerlerin helikopterlerin saldırıya geçmesi durumunda yardıma gelmeleri gerçekten mucize idi. nereden nasıl geldiklerini sorduğumda ise araziyi düşman bilmediğinden kolay geldik idi. Şimdi kayalıklar da bizden yanaydı. karşımızdaki büyük güçle eşit bile sayılabilirdik. askerlerin inancı bu savaşı bizim lehimize çevirmişti. sonuçta ilk saldırıda düşmana verilen hasar bunun kanıtıydı. ayrıca 9 kadar askerin 5 adet roketarı çok kısa bir sürede doldurup ateşlemeleri is ayrı bir başarıydı. bu süre içerisinde de helikoptelere karşı gizlenmeler ise ayrı bir başarıydı. bu inançla savaşı kazanmalıydık ve kazanacaktık. askerlere son emrimi verdim. kayalıkların olduğu bölgeyi en iyi şekilde kullanarak açıktaki düşmana saldıracaktık. tek sorunumuz mermilerdi. o yüzden çok iyi nişan almamız gerekiyrdu. 60 kadar askerle cephane aramaya gelenler ile beraber sadırıya geçtik. zafere ulaşmak için ölmeye gidiyorduk. ne olduğunu anlayamayan düşmana var gücümüzle saldırdık. o toprakları yeni gören düşmana karşı karşılarında santimine kadar bilen bir birlik vardı. düşman tek tek yokediliyordu. en sonunda olan oldu ve kaçtılar. gerilerinde 100 kadar ölü ve cephane bırakarak kaçtılar. bizim ise kaybetitğimiz 10 kadar er ile cephanenin büyük kısmı idi. cephane idi. kazandığımız ise zafer ve inançtı. kazanmıştık. bu vatanın ufacıkta olsa bir parçası dahi olsa toprağını kurtarmıştık. Şimdi gene bekliyoruz. o sırada bir er yanıma yaklaştı.. -komutanım! -söyle asker. -komutanım baş kumandanımız komutan rahim güçverir\in antlaşma metnini şu iki saatteki olaylardan dolayı reddettiği haberini aldık. bu güzel bir haberdi. vatan sahipsiz değildi...
Ekleyen : SavaS
Ekleme Tarihi: 10:05:09 |

